Makaleler


tanik koruma kanunu ve gİzlİ tanik

TANIK KORUMA KANUNU VE GİZLİ TANIK

5726 SAYILI TANIK KORUMA KANUNU VE “GİZLİ TANIK”

Ceza yargılaması, maddi gerçeği arar. Maddi gerçek soruşturma ve kovuşturma aşamasında aranırken “hukuka uygun elde edilen deliller” ile iddianame hazırlanıp dava açılmalı ve yine “hukuka uygun elde edilen deliller” ile hüküm kurulup karar verilmelidir.

Ceza muhakemesi “delil serbestliği” ilkesini benimsemiştir. Bu durum keyfi delil anlamını taşımamaktadır. Delillerin hukuka uygun toplama yön­temleri CMK’ de  ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Hukuka uygun elde edilen her şey delil olabilmektedir. Bunlardan biride tanık anlatımlarıdır.

Klasik ceza yargılamasında olduğu gibi günümüz çağdaş ceza muhakemesi hukukunda da, tanıklık ve dolayısıyla tanık beyanı, ceza adalet sisteminde vazgeçilmez bir delil olma özelliğini halen korumaktadır. Bu nedenle, hangi hukuk sistemi benimsenirse benimsensin, ceza adalet sistemi tanıksız olarak işleyemez.

Tanık, suçun işlenmesinden ve dolayısıyla soruşturma evresinden başlayarak kovuşturma evresinin sonuna kadar, başka bir anlatımla yargılamanın kesin hükümle sona ermesine kadar, her aşamada çok büyük öneme sahiptir.

Yargılamanın başarıyla ve hakkaniyete uygun bir şekilde sonuçlandırılarak, cezaî uyuşmazlığın çözümlenmesi, çoğu zaman tanıklarla kurulacak ilişkinin şekline bağlıdır. Suçsuzluk karinesi, silahların eşitliği, susma hakkı, kendisini ve yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamama ilkeleri, başka delillerle ispat imkânı bulunmayan durumlarda tanıklarla işbirliğini zorunlu kılmaktadır.

Tanıkların, yargılamanın her aşamasında doğruyu söylemeleri işin doğası gereği olup, aksine beyanda bulunmaları ise genellikle ceza kanunlarında suç olarak düzenlenmiştir. Mahkemece delillerin değerlendirilmesi bakımından, tanıkların sayısının değil, verdikleri bilgilerin ve yaptıkları açıklamaların niteliğinin bir değeri vardır.

Tanıklar, dava konusu olay hakkında bildiklerini doğru ve eksiksiz anlatmakla yükümlü olduklarından, bunun gerçekleşmesi için tanıkların birbirlerini etkilememeleri ve yönlendirmemeleri maksadıyla her tanığın ayrı ayrı ve sonraki tanıklar yanında bulunmaksızın dinlenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

Soruşturma evresi, delillerin toplandığı ve esasta gizliliğin egemen olduğu, kovuşturma ise, açıklık ilkesinin ışığında tarafların yüzlerine karşı delillerin tartışılıp değerlendirilmesinin yapıldığı bir evredir. Bu kapsamda; mahkemeye tanık anlatımlarını ayrıntılı olarak ve serbestçe değerlendirme olanağını sağlamak üzere, tanıkların birbirleri veya sanıkla yüzleştirilmeleri kovuşturma evresinde yapılabilir.

Soruşturma evresinde tanıklar ancak gecikmesinde sakınca bulunan veya kimlik belirleme zorunluluğu doğan hâllerde yüzleştirilebilirler. Kural olarak soruşturma aşamasında yüzleştirme yapılmaz. Ancak iki halde bu kurala istisna getirilmiştir: -Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, -Kimliğin belirlenmesine ilişkin hâllerde, soruşturma evresinde de yüzleştirme yapılabilir. Yüzleştirme genellikle tanıkların verdikleri beyanlar arasında meydana gelen çelişkinin giderilmesi için yapılmaktadır.

Tanıkların dinlenmesi sırasındaki görüntü veya sesler kayda alınabilir. Tanıkların dinlenmesi sırasında görüntü ve seslerin kayda alınması zorunluluğu yoktur. Ancak, bazı hallerde sesli ve görüntülü kayıt zorunluluğu getirilmiştir. Buna göre; mağdur çocukların ve duruşmaya getirilmesi mümkün olmayan ve tanıklığı maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunlu olan kişilerin, tanıklığında bu kayıt zorunludur.

Ancak 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 12.maddesinin 2.fıkrası, bu zorunluluğun 1 Temmuz 2006 tarihinden başlayacağını hükme bağlamıştır.

Tanıkların sesli ve görüntülü kayıtlarının alınması halinde, bu kayıtların sadece ceza yargılamasında kullanılması hükme bağlanmıştır. Örneğin disiplin soruşturmasında, tazminat davalarında bu ses ve görüntüler kullanılamayacaktır.

Ceza Genel Kurulu, 11.10.2005 tarih ve 2005/6MD-40 E.N, 2005/114 K.N. sayılı kararında; “Uyuşmazlık konusu maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkartılarak uyuşmazlığın çözüme kavuşmasını ve gerekiyorsa ceza yaptırımı ile karşılanmasını sağlamak için yapılan ceza yargılaması faaliyeti sırasında başvurulan araçlardan olan "kanıt"ların bir türü de "tanık"lıktır. Öğretide tanıklar, "tarafların dışında uyuşmazlık konusu olay hakkında suç muhakemesinde beş duyuları aracı ile öğrendiklerini yargıca bildiren, kişiler" olarak tanımlanmıştır. (Prof. Dr. Öztekin Tosun, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, Cilt I, İst-1984, sy. 742) Buna göre, yargılama makamı, gerek suçun kanıtlanmasında, gerekse suçu ve cezayı etkileyen hallerin var olup olmadığı hususunda tanık anlatımlarından kanıt olarak yararlanabilecektir.

Son soruşturma aşamasında kural olarak sözlü yöntemle dinlenecek olan tanığa tanıklığından önce adı, sanı, yaşı, işi ve oturduğu yer sorulacak, gerekirse tanıklığına ne dereceye kadar güvenilebileceği hakkında yargıcı aydınlatacak hallere yönelik ve özellikle sanık veya mağdurla olan ilişkilerine dair sorular yöneltilecek, hazırsa sanık da gösterilip, tanıklık edeceği dava hakim tarafından kendisine anlatıldıktan sonra bildiklerini söylemeye davet olunacak, gerektiğinde önceden verdikleri beyanla son anlatımı karşılaştırılacak, aykırılık varsa nedeni, denetlenir düzeyde sorgulanıp aydınlığa kavuşturulacaktır. Keza tanıklık ettiği olayın aydınlanması ve anlattıklarının yeterince takdiri için CYUY'nın 232 ve 233. maddeleri uyarınca gerek mahkeme üyeleri, gerekse sanık ve müdafii ile C.savcısının isteği üzerine kendisine sorular da sorulabilecektir.

Görüleceği üzere, Usul Yasasındaki bu düzenlemeler, hem yargılama makamı hem de yargılamanın diğer süjelerinin, kimi yasalarda öngörülen ayrıksı durumlar dışında, tanıklık yapan kişinin kimliği ve bir kısım özelliklerini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde bilmelerini ve böylelikle tanıklığının güvenilirliğini denetleyebilmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.

Öte yandan, ceza yargılamasının amacı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, araştırılarak saptanması ilkesine dayanır. Hüküm kesinleşinceye kadar ulaşılabilme olanağı bulunan derlenmesi gerekli ve yararlı tüm kanıtların eksiksiz düzeyde elde edilmesi ve değerlendirilmeye tabi tutulması zarureti vardır. Ceza sorumluluğu esaslarına uygun bir hüküm kurulabilmesi ve her türlü kuşkudan uzak biçimde adaletin tam olarak gerçekleşmesi için, öne sürülen bütün kanıt ve belgelerin araştırılıp tartışılması zorunludur.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararından sonra Özel Dairece yapılan yargılama aşamasında, önceki hüküm sanık aleyhinde bozulurken beyanları dayanak olarak alınan tanıklardan HY'ın 29.07.2004, NY, HV ve ŞY'ın 30.07.2004, NK'nin ise 31.07.2004 havale tarihli dilekçeler vererek, baskı altında verdiklerini ileri sürdükleri önceki suçlayıcı beyanlarından döndükleri ve daha önceki suçlayıcı beyanlarında katılmadıklarını söyledikleri keşiflerde hazır bulunduklarını belirttikleri anlaşılmaktadır. Ancak, bu dilekçelerin anılan kişilere ait olup olmadığı hususunda herhangi bir tespit bulunmadığı gibi, dilekçelerin duruşma sırasında okunduklarına ve yargılamanın sujelerinin görüşüne sunularak tartışıldığına dair duruşma tutanaklarında da bir bilgi bulunmamaktadır. Kaldı ki beyanlarını değiştirmeyen diğer tanıkların anlatımları ile anılan dilekçe sahiplerinin yazılı beyanları arasında bir çelişki doğduğu ve bu çelişkinin giderilmediği de açıktır. Buna göre, adı geçen tanıklar Özel Dairece olanakların elverişliliği halinde yüzyüze veya elverişsizliği durumunda istinabe yoluyla dinlenmek suretiyle, söz konusu dilekçelerin kendileri tarafından verilip verilmediğinin, verildiğinin kabulü halinde ifadelerini değiştirme nedenlerinin ne olduğunun sorulmasında, diğer tanıkların anlatımları ile doğan çelişkiler nedeniyle tanıklar yüzleştirilerek çelişkinin giderilmesine çalışılmasında ve böylece ceza yargılamasının amacına uygun olarak tüm kanıtların toplanmasından sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde ve suçlayıcı ilk şahadetlere dayalı olarak şekillenen mahkumiyete ilişkin kanaatlerin, ortaya çıkacak yeni kanıtlar ışığında sorgulanmasının sağlanmasında zorunluluk bulunmaktadır.” şeklindeki kararı ile tanıkların dinlenirken uyulması gereken ilkeleri açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6(3)(d). Maddesinde yer alan “aleyhine olan tanıkları sorguya çekme ve sorguya çektirme; lehine olan tanıkların aleyhine olan tanıklarla aynı şartlarda hazır bulunmalarını ve sorguya çekilmelerini sağlama” hakkı, cezai bir fiil ile suçlanan bir kimsenin sahip olması gereken asgari haklardan biridir.

AİHM bugüne kadar verdiği kararlarda ta­nıkların dinlenmesinde hak eşitliğinin silahların eşitliği ilkesinin bir parçası olduğunu, mahkemenin görevinin “ispat araçlarının sunuluş tarzı da dahil olmak üzere yargılama­nın bütünü bakımından adil olup olmadığını araştır­mak” olduğunu bu yüz­den sunulan delillerin kabul edilebilirliği konusunda karar yetkisinin iç hu­kukta olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme'ye göre bu hüküm, genel kural olan “adil yargılanma” kavramı içinde yer alan silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Sözleşme'nin 6(3)(d) bendi hükmüne göre savunma tanıkları, iddia tanıkları ile aynı düzeyde bulunacak, aynı koşullar altında davet edilip dinlenecektir.

Bir tanığın daha önce polis, savcı veya sorgu yargıcı gibi hazırlık aşamasında adli merciler önündeki beyan veya ifadesinin sonradan duruşma sırasında okunması, aslında Sözleşme'nin 6(3)(d) hükmüne aykırı değildir; yeter ki, bir ispat aracı olarak bu beyan veya ifadeden yararlanılırken savunma hakkı çiğnenmemiş, sanık kovuşturmanın ve yargılamanın herhangi bir safhasında tanığa soru yöneltmek veya onun beyanlarını çürütmek olanağına sahip kılınmış olsun.

Eğer tanık duruşma sırasında dinlenemiyorsa ve daha önce verdiği ifade de hukuka uygun biçimde okunamıyorsa, ortaya bazı sorunlar çıkmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu gibi durumlarda verilen beyanın, diğer delillerle desteklenmesi halinde delil olarak kullanılabileceği görüşündedir.

Tanıklık, tanık açısından karşılıksız olarak yerine getirilmesi gereken bir kamu görevi olduğu gibi, verdiği bilgilerden dolayı bir zarara uğramasına karşı gerekli tedbirleri almak da devletin sorumluluğundadır ve devlet, tanık olarak dinlendikten sonra, sırf bu tanıklığı nedeniyle hayat veya beden bütünlüğü ile mal varlığı tehlikeye düşebilecek kişiyi suçlularla baş başa bırakmamalıdır.

Suç ve suçlulukla mücadelenin etkin yöntemlerinden birisi de yargılamanın her hangi bir aşamasında mutlak maddi hakikatin gerçekleştirilmesine yardımcı bir suje olarak tanıkların ve dolayısıyla bunların yakınlarının korunmasıdır.

Tanık Koruma, ilk kez Amerika Birleşik Devletleri'nde mafyayla mücadele için geliştirildi. 1967 yılında mafya çatışmalarının bütün ülkeyi kasıp kavurduğu bir süreçte Amerika Birleşik Devletleri çözümü, mafya içerisindeki kişilerin, daha doğrusu muhbirlerin konuşturulmasında buldu. Ancak, mafyadan olup da konuşmak o kadar kolay değildi. Çünkü mafyaya egemen olan "suskunluk yasası" kuralını bozanlar, bu kuralın dışına çıkanlar mafya tarafından öldürülüyordu. Dolayısıyla tek çare, muhbirlerin ve ailelerinin kimliklerinin değiştirilmesi, estetik ameliyatla tanınmayacak hâle getirilerek korunmaya alınmasıydı. ABD Hükümeti Federal Tanık Koruma Programı'nı işte bu nedenle yaptı. Bugün de Amerikan Ceza Usul Kanunu'na göre Tanık Koruma Programı son derece ciddi ve organize suçlarda uygulanmaktadır.

Tanı­ğın olay anındaki, olaya tanık olduğu konumu, anatomik ve eği­tim durumu dev­let tarafından değiştirilmesi olanaklı değildir. Ancak kimlik ve adres bilgileri gizli tutularak, tanıklık yapan kişi ve yakınlarının korun­ması devlet tarafın­dan güvence altına alınabilir.

5271 sayılı CMK’ un 43’üncü maddesinin gerekçesinde açıkça “Tanıklık, kamu yara­rının ağırlık taşıdığı toplumsal bir görev olup kişiler bu görevi yerine getir­mekle yükümlüdürler.” diyerek tanıklığın kamu yararına bir görev ol­duğu belirtildiğine göre, Devletin bu tanıkları korunması da Devletin görev ve sorum­luluğundadır.

Tanıkların mahkemelerde suç ile ilgili bildiklerini tam ve eksiksiz dile getirmeleri maddi gerçekliğe ulaşılması açısından vazgeçilmez hayati öneme sahiptir. Tanıklar beyanda bulunurken kendilerinin ve yakınların mal ve can güvenliğinden emin olmaları tam ve eksiksiz beyanda bulunmalarını doğru­dan etkileyecektir. Tanıkların beyanları alınırken ceza muhakemesinin diğer müesseselerinin göz ardı edilmesi, savunma hakkının yok sayılması elbette düşünülemez. Bütün çağdaş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de bu konuda eksikliğin giderilmesi, ceza muhakemesindeki tüm müesseseler arasında dengenin sağlanması için 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu 05.01.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak 05.07.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu, 5271 sayılı CMK’ un 58. Maddesine dayanarak çıkarılmıştır.

5271 sayılı CMK’ un 58. Maddesi;

“Tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa; kimliklerinin saklı tutulması için gerekli önlemler alınır. Kimliği saklı tutulan tanık, tanıklık ettiği olayları hangi sebep ve vesile ile öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlüdür. Kimliğinin saklı tutulması için, tanığa ait kişisel bilgiler, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından muhafaza edilir.

Hazır bulunanların huzurunda dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü önlenemeyecekse ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacaksa; hâkim, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilir. Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılır. Soru sorma hakkı saklıdır.

Tanıklık görevinin yapılmasından sonra, kişinin kimliğinin saklı tutulması veya güvenliğinin sağlanması hususunda alınacak önlemler, ilgili kanunda düzenlenir.

İkinci, üçüncü ve dördüncü fıkra hükümleri, ancak bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.”

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 58’inci mad­desinin dördüncü fıkrasında, tanıklık görevinin yapılmasından sonra, kişinin kimliğinin saklı tutulması veya güvenliğinin sağlanması hususunda alınacak önlemlerin kanunda düzenleneceği hükme bağlanmıştır” denilerek hayatının tehlike altında olması durumunda ifadesine başvurulan gizli tanığın kimlik gizliliği sadece mahkeme salonunu terk ettiği anda başlayacağı ve çıkarılacak kanunun bu aşamadan sonraki işlemleri düzenleyeceğini belirtmiştir. Mahkeme süresince kimliği açık bir biçimde ifade vermek zorunda olan tanığın “gizliliği” ve korunması esas olarak mahkeme salonunu terk ettiği anda başlıyor. Ancak 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu incelendiğinde tanığın, tanıklık yapmaya başlamasından yargılamanın sonun kadar ve daha sonraki tüm usul işlemleri ve koruma tedbirlerini kanunda düzenlediği görülecektir.

Tanık Koruma Kanunu, haklarında tanık koruma tedbirleri alınması gereken kişiler, bu tedbir kararlarının hangi suçlarda alınacağı, tedbir çeşitleri, tedbir kararlarının hangi makam veya mercilerce alınacağı, bunların süresi, değiştirilmesi veya kaldırılması, tanık koruma kararlarının uygulanması, uluslararası işbirliği ve bu konuya ilişkin diğer usul hükümlerinin yasal bir düzenlemeye kavuşturulması amacıyla hazırlanmıştır.

Görüldüğü üzere tanık koruma kanunu ayrıca bir usul kanunudur.

Kanunun amacının, ceza muhakemesinde tanıklık görevi sebebiyle, kendilerinin veya bu Kanunda belirtilen yakınlarının hayatı, beden bütünlüğü veya malvarlığı ağır ve ciddi tehlike içinde bulunan ve korunmaları zorunlu olan kişilerin korunması amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin esas ve usulleri düzenlemek olduğu öngörülmüştür.

Ceza muhakemesinde tanık olarak dinlenen her tanığı değil, sadece tanıklığından dolayı kendisi ve yakınlarının hayat, beden bütünlüğü veya malvarlığı ağır ve ciddi tehlike içinde bulunacak tanık ve yakınları korumaktadır.

Tehlikenin ağırlığı ve ciddiliği her somut olayın kapsam ve niteliğine göre, yetkili makam ve mercilerce değerlendirilecektir.

Tanık koruma kararının alınmasında, korunan kişi veya yakınlarının karşı karşıya kaldığı tehlikenin ağırlığı ve ciddiliği, soruşturma ve kovuşturma konusu suçun önemi, tanığın yapacağı açıklamalar, alınacak tedbirin yaklaşık maliyeti, tanığın psikolojik durumu ve benzer mahiyetteki diğer özellikler de göz önünde bulundurulacak.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda ve ceza hükmü içeren özel kanunlarda yer alan ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen alt sınırı iki yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlarla, “Terör Örgütü”nün faaliyeti çerçevesinde işlenen tüm suçlarda tanık koruma sistemi geçerli olacağı kabul edilmiştir.

            5726 sayılı Tanık Koruma Kanunun Aşağıdaki Suçlarda Uygulanır(m.3):

  • 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ve ceza hükmü içeren özel kanunlarda yer alan
  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis,
  • Müebbet hapis ve
  • Alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar.
  • Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan
  • Bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen alt sınırı iki yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ile
  • Terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar.

               

Bu haliyle Tanık Koruma Kanununun 5237 sayılı TCK’ nu ve çok sayıda ceza kanununda düzenlenen suçları kapsamaktadır.

Ancak, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 24 üncü maddesinde, tanık koruma kapsamına alınabilecek kişiler belirlendikten sonra 2 nci maddesinin (b) bendinde de tanık koruma tedbiri alınması gereken suçlar bakımından dört yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ağır suç olarak düzenlenmiştir.

Ayrıca, Fransız Ceza Usul Kanununun göre, aşağı sınırı beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlarda, sorgu hâkimi, tanığın beyanının kimliği gizlenerek alınmasına karar verilebileceği belirtilmiştir. Amerikan Ceza Usul Kanuna göre tanık koruma programı organize veya ciddi suçlarda uygulanmaktadır. Alman Tanık Koruma Uyum Kanununda da tanık koruma hükümlerinin organize veya ciddi suçlarda uygulanması hüküm altına alınmıştır.

Tanık Koruma Kanunun genel gerekçesinde, Kanunun; “terör ve suç örgütünden kaynaklanan suçlar” için çıkarıldığı belirtilmesine rağmen sonradan yapılan değişiklik ile bu kapsam genişletilmiştir.

Bu Kanun Hükümlerine Göre Haklarında Tanık Koruma Tedbiri Uygulanabilecek Kişiler Şunlardır (m.4):

  • Ceza muhakemesinde tanık olarak dinlenenler ile
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesine göre tanık olarak dinlenen suç mağdurları.
  • Tanık olarak dinlenenlerin;
  1. 1.      Nişanlısı,
  2. 2.      Evlilik bağı kalmasa bile eşi,
  3. 3.      Kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu,
  4. 4.      İkinci derece dâhil kan veya ikinci derece dâhil kayın hısımları ve
  5. 5.      Evlatlık bağı bulunanlar ile yakın ilişki içerisinde olduğu kişiler.

            Tanık koruma tedbirleri, kendilerinin veya bu Kanunda belirtilen yakınlarının hayatı, beden bütünlüğü veya mal varlığı ağır ve ciddi bir tehlike içinde bulunması ve korunmalarının zorunlu olması halinde uygulanabilir.

            Suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk ve mağdurlar, mahkemede dinlenenlerin nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üst soy veya alt soyu, ikinci derece dâhil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları ve evlatlık bağı bulunanlar ile yakın ilişki içinde olduğu kişilerin tanık koruma kapsamına alınacağı kaydediliyor.

            Bu tedbirler her olayın mağduru hakkında değil, aynı zamanda olayın tanığı olan ve mahkeme tarafından dinlenen mağdurlar hakkında uygulanacaktır. Nitekim Ülkemizin de taraf olduğu Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 24 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında da tanıklık yapmaları hâlinde suç mağdurlarının da koruma olanaklarından yararlanabileceği ifade edilmiştir. 

            Avrupa Birliği Konseyinin 23/11/1995 tarihli kararının A/4 üncü maddesinde, koruma kapsamına tanığın annesi, babası, çocukları ve diğer yakın akrabalarının da, eğer bu kişilerin baskıdan korunmaları için gerekli ise tanık koruma programına dahil edilebileceği belirtilmiştir.

            Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında, her Taraf Devletin, ceza davalarında bu sözleşmede belirtilen suçlara ilişkin ifade veren tanıklara, gerektiğinde, akrabalarına ve onların yakınları olan diğer kişilere, yönelik olabilecek öç alma veya sindirmelere karşı etkin koruma sağlamak için imkânları dahilindeki gerekli önlemleri alması öngörülmektedir.

            Ayrıca, tanık ve mağdur ile yakın ilişki içerisinde bulunan kişiler hakkında da koruma tedbirlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Kanunda bu düzenleme getirilirken “yakın ilişki içerisinde bulunulan kişi” teriminin kapsam ve tanımı yapılmamıştır. Esasen, bu kişi, belirtilen kişilerin dışında ve tanığın, tanıklığını etkileyecek derecede yakın ilişki içinde bulunduğu bir kişi olacaktır. Örneğin, resmî olmayan birliktelikler, aynı evi paylaşma durumları, kişinin iş ortağı, yaşlı ve bakıma muhtaç bir kişinin yardımcısı veya uzun yıllar bir kişinin bakım ve gözetimini üstlenen bakıcısı yakın ilişki içerisinde bulunulan kişi terimi içerisinde değerlendirilebilecek hallerdir.

            Kanunda öngörülen koruma tedbirlerinin, Tanık Koruma Kanununun 4. maddesinde belirtilen herkese herhangi bir koşula bağlanmaksızın uygulanması söz konusu değildir. Bu tedbirlerin uygulanması için ağır ve ciddi tehlike veya korunmalarının zorunlu olması gibi objektif şartların gerçekleşmesi gerekecektir. Bunun yanında, kurulması öngörülen Tanık Koruma Kurulu ile mahkemeler ve Cumhuriyet savcılıklarının takdir hakları bulunmaktadır.

            5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu Kapsamında Bulunanlar Hakkında Uygulanabilecek Tanık Koruma Tedbirleri Şunlardır(m.5):

  • Kimlik ve adres bilgilerinin kayda alınarak gizli tutulması ve kendisine yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilmesi,
  • Duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenmesi ya da ses veya görüntüsünün değiştirilerek özel ortamda dinlenmesi,
  • Tutuklu veya hükümlü olanların durumlarına uygun ceza infaz kurumu ve tutukevlerine yerleştirilmesi,
  • Fizikî koruma sağlanması,
  • Kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi ve düzenlenmesi,:
  1. Adlî sicil, askerlik, vergi, nüfus, sosyal güvenlik ve benzeri bilgi ve kayıtlarının değiştirilmesi ve düzenlenmesi,
  2. Nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, pasaport, evlilik cüzdanı, diploma ve her türlü ruhsat gibi resmî belgelerin değiştirilmesi ve düzenlenmesi,
  3. Taşınır ve taşınmaz mal varlığıyla ilgili haklarını kullanmasına yönelik işlemlerin yapılması,
  • Geçici olarak geçimini sağlama amacıyla maddî yardımda bulunulması,
  • Çalışan kişinin iş yerinin ya da iş alanının değiştirilmesi veya öğrenim görenin devam etmekte olduğu her türlü eğitim ve öğretim kurumunun değiştirilmesi,
  • Yurt içinde başka bir yerleşim biriminde yaşamasının sağlanması,
  • Uluslararası anlaşmalara ve karşılıklılık ilkesine uygun şekilde, geçici olarak başka bir ülkede yerleştirilmesinin sağlanması,
  • Fizyolojik görünümün estetik cerrahi yoluyla veya estetik cerrahi gerektirmeksizin değiştirilmesi ve buna uygun kimlik bilgilerinin yeniden düzenlenmesi,

            Yazılı olan tedbirlerden biri veya birkaçı aynı anda uygulanabilir. Bununla birlikte aynı sonuç daha hafif bir tedbir ile elde edilebiliyor ise bu durum da göz önünde tutulur. Uygulanacak koruma tedbirlerinin esas ve usulleri yönetmelikte gösterilir.

            Ceza Muhakemesi Kanununun 58 inci maddesine paralel olarak tanığın kimlik ve adres bilgilerinin kaydedilerek gizli tutulması ve kendisine yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilmesi gerekir.

            Ceza Muhakemesi Kanununun 58 inci maddesine paralel olarak tanığın, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenmesi ya da duruşma mahallinde özel bir ortamda veya teknik araçlar yardımıyla görsel ve işitsel teknikler kullanılmak suretiyle ses veya görüntüsünün değiştirilerek dinlenmesine ilişkin tedbire yer verilmiştir.

            Tutukluluk veya hükümlülük hali devam ederken tanıklıkta bulunabilecek kişilerin can güvenliğinin sağlanabilmesi amacıyla; bu kişilerin durumlarına uygun ceza infaz kurumu ve tutukevlerine yerleştirilmesi öngörülmüştür.

            Koruma tedbirleri arasında en önemlilerinden birisi olarak sayılabilecek, tanığın fiziksel olarak can güvenliğinin sağlanmasına yönelik tedbire yer verilmiştir. Buna göre, tedbirin nitelik ve özelliklerine göre, örneğin, bu kapsamda çağrı üzerine fizikî koruma sağlanması, konutunda ve işyerinde nokta tesis etmek suretiyle korunması, yerleşim yeri mahallinde motorize ve yaya devriye görevlendirilmesi veya yakın koruma tahsisi tedbirlerinden biri veya bir kaçı aynı anda uygulanabilecektir.

            Hakkında koruma tedbiri uygulanacak olan kişinin; kimlik, adlî sicil, askerlik, vergi, nüfus, sosyal güvenlik, sürücü belgesi, pasaport, evlilik cüzdanı, diploma ve her türlü ruhsat belgelerinin değiştirilmesi ve düzenlenmesi ile taşınır ve taşınmaz malvarlığı ile ilgili hakların kullanılmasına yönelik tedbirler düzenlenmiştir. Bu tedbirlerin uygulanmasıyla kişinin geçmiş bağının gizlenmesi, mevcut tehlikenin bertaraf edilmesi ve kişiye tehditten uzak yeni bir hayat kazandırılması amaçlanmaktadır.

            Koruma altına alınması sebebiyle, mevcut sosyal ve ekonomik ortamından kopartılan kişinin kendi hayatını kazanır hale gelinceye kadar zaruri ve yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla geçici maddi yardım tedbiri düzenlenmiştir.

            Çalışan kişinin iş yerinin ya da iş alanının değiştirilmesi veya öğrenim görenin devam etmekte olduğu her türlü eğitim ve öğretim kurumunun değiştirilmesi,

            Kişinin, yurtiçinde başka bir yerleşim birimine nakledilerek burada güvenli ve tehditten uzak bir ortamda yaşamasının sağlanmasına ilişkin tedbire yer verilmiştir.

            Kişinin yurtiçinde korunmasının imkânsız olduğu durumlarda uluslararası anlaşmalar ve karşılıklılık ilkesine uygun şekilde geçici olarak başka bir ülkede yerleşim yerinin sağlanması tedbiri düzenlenmiştir.

            Deşifre olan ve başka koruma tedbirleri ile korunması mümkün görülmeyen kişiler açısından fizyolojik görünümünün değiştirilmesi ve buna uygun kimlik bilgilerinin yeniden düzenlenmesine yönelik tedbire yer verilmiştir.

            Koruma tedbirlerine karar verecek olan makam ve merciler tehlikenin niteliğine göre bu tedbirlerden birine veya birkaçına birlikte karar verebilecekler ancak, daha hafif bir tedbir ile sonuç elde edilebilecek ise, daha ağır bir tedbire başvurulamayacaktır.

            Uygulanacak koruma tedbirlerinin esas ve usullerinin yönetmelikte gösterileceği hükme bağlanmıştır. Bu Kanun hükümlerine göre çıkarılması gereken yönetmelikler, Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde Adalet ve İçişleri bakanlıkları ile müştereken düzenleneceği belirtilmiş olup, 5 Temmuzda çıkarılması gereken yönetmelik henüz çıkarılmamıştır.

  Tanık koruma kararının alınmasında, korunan kişi veya yakınlarının karşı karşıya kaldığı tehlikenin ağırlığı ve ciddiliği, soruşturma ve kovuşturma konusu suçun önemi, tanığın yapacağı açıklamalar, alınacak tedbirin yaklaşık maliyeti, tanığın psikolojik durumu ve benzer mahiyetteki diğer özellikler de göz önünde bulundurulacak.

Tanık Koruma Kanunu Tasarısının ilk halinde, koruma altına alınacaklara meşru savunma amacı ile silah ruhsatı verilmesi ve bir işe yerleştirilmesi de öngörülüyordu, muhalefetin itirazı üzerine “suiistimale yol açmaması” amacıyla bu hüküm tasarıdan çıkarıldı.

Tanık Koruma Kanunu 6. Maddesinde, Tanık Koruma Tedbiri Kararlarının Hangi Makam ve Merci Tarafından Verileceği Gösterilmiştir.

Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ilâ (ç) bentlerinde sayılan tanık koruma tedbiri kararları;

  • Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından,
  • Kovuşturma evresinde Cumhuriyet savcısı veya tanığın istemi üzerine veya re’sen mahkemece verilir.

 Karar verilmeden önce kolluk makamları ile diğer birimlerin hazırlayacağı değerlendirme raporları göz önünde tutulur.

  • Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, tanığın isteminin bulunması koşuluyla Cumhuriyet savcısından karar alınıncaya kadar, kolluk amirinin yazılı emriyle, geçici olarak 5 inci maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen tedbir alınabilir. Bu tedbir, geciktirilmeksizin Cumhuriyet savcısının bilgisine sunulur.
  • Kovuşturma evresinde tanıklık görevinin yapılmasından sonra, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (d) ilâ (h) bentlerinde sayılan tanık koruma tedbirlerine ilişkin kararlar, tanığın istemi üzerine Kurul tarafından verilebilir. Kurul, kovuşturma evresinin sona ermesinden sonra (ç) bendinde belirtilen tedbire de karar verebilir.

Bu madde hükümlerine göre;

  • Tanık koruma kararının alınmasında; korunan kişi veya yakınlarının karşı karşıya kaldığı tehlikenin ağırlığı ve ciddiliği, soruşturma ve kovuşturma konusu suçun önemi, tanığın yapacağı açıklamalar, alınacak tedbirin yaklaşık maliyeti, tanığın psikolojik durumu ve benzer mahiyetteki diğer özellikler de göz önünde bulundurulur.
  • Yapılacak istemlerde, mutlaka gerekçe gösterilir ve karara dayanak olabilecek hukukî ve fiilî nedenlere de yer verilir.

            Koruma tedbirinin veya tedbirlerinin uygulanabilmesi için tanığın veya yakınlarının hayatı, beden bütünlüğü veya malvarlığının ağır ve ciddi bir tehlike içinde olması şarttır. Bu tehlikenin tespit edilebilmesi için; konusunda uzmanlaşmış, tanık koruma programı risk analizi çalışmalarını yapabilen kolluk birimlerinin varlığı gerekmektedir. Zira, kolluk birimleri gerek mülga 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu gerekse 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümleri çerçevesinde söz konusu analiz çalışmalarını yapmakta ve tanığın herhangi bir koruma programına dâhil edilip edilmemesi konusunda objektif kriterlere dayalı olarak değerlendirmelerde bulunmaktadır.

            Bu nedenle, adlî makamlar tarafından karar verilmeden önce, kolluk birimlerince hazırlanacak değerlendirme raporunun göz önünde bulundurulması önem taşımaktadır.

            Ayrıca kolluk makamları ile diğer birimlerde rapor bulunması halinde, bunlar da karar verilmeden önce göz önünde tutulacaktır. Verilecek kararların ve uygulanacak tedbirlerin niteliği bakımından yapılacak istemlerde, mutlaka gerekçe gösterilmesi ve karara dayanak olabilecek hukukî ve fiilî nedenlere de yer verilmesi öngörülmüştür.

            Koruma tedbiri kararları niteliği gereği olaydan hemen sonra alınması zorunlu acele kararlardan olması nedeniyle, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, tanığın isteminin bulunması koşuluyla Cumhuriyet savcısından karar alınıncaya kadar, kolluk amirinin yazılı emriyle, geçici olarak 5 inci maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen fizikî koruma sağlanması için tedbir alınabilir. Bu tedbir, geciktirilmeksizin Cumhuriyet savcısının bilgisine sunulur.

           Tanık Koruma Tedbiri Kararında Aşağıdaki Hususlara Yer Verilmesi Gerektiği Öngörülmüştür(m.7):

  • Korunmasına karar verilen kişilerin açık kimlik ve adres bilgileri.
  • Tanıklık konusu olay,
  • Tanıklığa ilişkin bilgiler.
  • Tedbir veya tedbirlerin şekli ve süresi,
  • Kararın istem üzerine veya re’sen verilip verilmediği.
  • Karara dayanak teşkil edecek hukukî ve fiilî sebepler.
  • Tanık anlatımlarının, soruşturma veya kovuşturma evresinde olayın nitelik ve kapsamına göre sağladığı veya sağlayacağı fayda.
  • Soruşturma veya kovuşturma konusu olayla sınırlı ve orantılı olmak üzere, karara dayanak teşkil edecek olan diğer hususlar.

            Soruşturma veya kovuşturma evresinde ya da kovuşturmanın sona ermesinden sonra bir karar verilirken, yukarıdaki hususlara mutlaka kararda yer verilmesi gerekir. 

           Koruma tedbirleri, niteliği gereği süresiz değildir. Bu tedbirlere bir defa karar verilmekle, tüketilen tedbirlerden değildir ve bu nedenle koruma tedbirinden amaçlanan sonucun alınabilmesi için bunların sürekli olarak takibinin yapılarak değişen hâl ve şartlara göre güncellenmesi gerekir.

            Tedbir kararlarının kaldırılmasına, süresine, değiştirilmesine veya aynen devam etmesine bunları veren makam ve mercilerce re’sen veya hakkında tedbir uygulanan kişinin istemi üzerine kararın uygulandığı tarihten başlamak üzere ve en geç birer yıl aralıklarla karar verilir. Ancak bu süre, azamî süre olup gerektiğinde süre dolmadan da tedbir kararı gözden geçirilerek, kaldırılabilecek veya değiştirilebilecektir.

            Tedbir kararları, koruma birimleri tarafından uygulanacak ve bu birimlerce tedbirlerin etkinliği ve kişinin bunlara uyup uymadığı denetlenecektir. Bu birimler korunan kişi hakkında her yıl bir rapor hazırlayarak kararı veren makam veya mercie sunacaktır. Ancak raporlar gerektiğinde belirtilen süre beklenmeden de sunulabilecektir.

 Koruma tedbirinin kaldırılması halinde, hakkında tedbir uygulanan kişinin istemi üzerine şahsi hallerinin tedbirin uygulanmasından önceki hale getirilmesi olanağı tanınmış ve bu eski hale getirme şeklinin süresinin ve sonuçlarının yönetmelikte gösterileceği hükme bağlanmıştır. Şahsî hâllerinin eski hale getirilmesi halinde bunun şekli, süresi, sonuçları, kararı veren makamca ve hakkında tedbir uygulanan kişi tarafından yapılacak işlemler ile diğer esas ve usuller yönetmelikte gösterilir.

                Tanığın(m.8);

  • Koruma kararı verilmesine neden olan olay hakkında yanlış bilgi vermesi veya bildiği hususları açıklamaması,
  • Koruma kararı verilmesine neden olan olay hakkında yalan tanıklık veya iftiradan mahkûm olması,
  • Önceki kimlik bilgileri ile ilgili kendisinden talep edilen bilgiler hakkında yanlış beyanda bulunması,
  • Koruma kararında belirtilen tedbirlere aykırı bir davranış içine girmesi,
  • Koruma sebeplerinin ortadan kalkması, hallerinde tanık koruma tedbiri kararlarının kaldırılacağı belirtilmiştir.

            Karar, hakkında tedbir uygulanan tanığa geciktirilmeksizin bildirilerek tanığın, oluşan bu yeni duruma göre gerekli tedbirleri alması, ayrıca karara karşı Kanunun 14 üncü maddesi hükümleri çerçevesinde itirazda bulunabileceği hükme bağlanmıştır.

            Tanık Koruma Kanunun 9. Maddesi, Haklarında Koruma Tedbiri Kararı Alınan Tanıkların Dinlenmelerinde Uygulanacak Usul Hükümlerine Yer Verilmiştir.

            Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, her Taraf Devletin, tanığın beyanlarının video bağlantısı veya diğer uygun araçlar dahil, iletişim teknolojisinden yararlanılarak alınması gibi tanıklığın, tanık güvenliğini garanti eden bir biçimde yapılmasına cevaz veren ispat kuralları tesis etmesi öngörülmektedir.

            Avrupa Birliği Konseyinin 23.11.1995 tarihli kararının A/8 inci maddesine göre, koruma tedbirlerinden biri de tanığın duruşma salonu dışında, eğer gerekli ise telekonferans veya video bağlantısı yoluyla dinlenebilmesidir.

            Söz konusu tedbirler hem Avrupa ülkelerinin büyük bir çoğunluğunda hem de Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da uygulanmaktadır.

  Haklarında tedbir kararı alınanların duruşma sırasında dinlenmelerinde 5271 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin ikinci “…(2) Tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa; kimliklerinin saklı tutulması için gerekli önlemler alınır. Kimliği saklı tutulan tanık, tanıklık ettiği olayları hangi sebep ve vesile ile öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlüdür. Kimliğinin saklı tutulması için, tanığa ait kişisel bilgiler, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından muhafaza edilir.”ve üçüncü “…(3) Hazır bulunanların huzurunda dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü önlenemeyecekse ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacaksa; hâkim, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilir. Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılır. Soru sorma hakkı saklıdır… fıkraları uygulanacaktır.

5271 sayılı Kanunun 58 inci maddesinde,  mahkemece karar verilmesi hâlinde, tanıkların dinlenilmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılabileceği öngörülmüştür. Ancak, tanığın kimliğinin gizlendiği durumlarda, her ne şekilde olursa olsun tanınmasının engellenmesi gerektiğinden, dinleme esnasında ses veya görüntüsü değiştirilerek tanınması engellenebilecektir. Bu şekildeki dinleme, tanığın mahkeme binasının başka bir odasında bulunması şeklinde olabileceği gibi, bina dışında, şehrin her hangi bir yerinde veya başka bir şehirde de olabilecektir.

Kimliği gizlenen tanığın duruşma salonunda fakat fiziksel görünümünü engelleyecek tarzda mahkemece belirlenecek bir usule göre dinlenilmesi öngörülmüştür. Bu şekilde dinleme hususunda değişik yöntemler kullanılmaktadır. Dinleme sırasında tanık mahkeme salonunun içerisindedir, ancak tanınması engellenmiştir. Tanık bu durumda duruşma salonunda bir perde gerisinde veya bu iş için hazırlanmış bir yerde bulunmaktadır. Diğer bir yöntemde ise,  bu şekilde dinleme esnasında tanık bir kabinin içerisinde yer alır. Ancak kabinin içerisinin dışarıdan bakanlar tarafından görülmesi engellendiği gibi, kurulmuş olan teknik donanım sayesinde tanığın sesi dışarıya değiştirilerek verilir. Bu şekilde dinlenilecek kişinin her hangi bir şekilde tanınması engellenmek istendiğinde, gerekirse kendisine makyaj yapılarak veya maske takılarak tanınması engellenir.

Tanığın duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlar olmadan dinlenmesi halinde, tanık tarafından verilen beyanların savunma hakkının bir görünümü olarak duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlara açıklanacağı hükme bağlanmıştır.

Tanığın fiziksel görünümünün değiştirilerek mahkemece belirlenecek usule göre dinlenmesine hâlinde, Ceza Muhakemesi Kanununun 201 inci maddesinin uygulanmasında, tanığa sorulacak soruların bu Kanun kapsamında tanık hakkında uygulanan tedbirlerle orantılı ve amaca uygun olması gerekir. Bu amaçla, hâkim, sorulan soruların tanığa sorulmamasına karar verebilir veya tanığı dinlerken dolaylı dahi olsa tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soruların sorulmasına izin vermez.

Tanık koruma tedbirleri bir ceza muhakemesi tedbiri olduğundan bu tedbirler nedeniyle sanığın savunma hakkının da engellenmemesi gerekir. Bu nedenle dinleme sırasında taraflar tanığa soru sorabileceklerdir. Ancak bu şekilde soru sorma sınırsız olmayıp, alınan koruma tedbirleriyle orantılı olmalıdır. Tanığın kimliğinin gizlendiği durumlarda tarafların veya hâkimin dolaylı dahi olsa tanığın kimliğini ortaya koyacak soruları sormamaları gerekir. Bu konuda en büyük görev de duruşmayı yöneten hâkime düşmektedir. Hâkim, bu tür soruları kendisi sormayacağı gibi başkalarının da sormasını engelleyecektir. Bu şekildeki bir soru sorulması halinde tanık da sorunun kimliğini açıklamaya yönelik olduğunu söyleyebilecektir.

Ayrıca, görevli ve yetkili mahkemenin karar vermesi halinde,  naip olunan hâkim veya istinabe olunan mahkemenin de bu madde hükümlerinin uygulanmasında yetkili olacağı belirtilmiştir. Tanığın keşifte dinlenmesi sırasında da bu maddede belirtilen tedbirlerin uygulanacağı hususu hüküm altına alınmıştır.

Bu şekilde alınan tanık ifadelerinin 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilmiş ifade hükmünde olduğu belirtilmiştir.

Tanık Koruma Kanununun 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre, hakkında tedbir uygulanan tanığın beyanının tek başına hükme esas teşkil etmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6(3)(d). Maddesinde yer alan “aleyhine olan tanıkları sorguya çekme ve sorguya çektirme; lehine olan tanıkların aleyhine olan tanıklarla aynı şartlarda hazır bulunmalarını ve sorguya çekilmelerini sağlama” hakkı, cezai bir fiil ile suçlanan bir kimsenin sahip olması gereken asgari haklardan biridir.

Mahkemenin kökleşmiş içtihatlarına göre sanık aleyhindeki bütün deliller, sanığın da hazır bulunduğu açık duruşmada, kendisine tanığı dinleme ve soru sorma hakkı da tanınarak getirilmelidir. Bazı maddi veya hukuki imkânsızlıklar nedeniyle, tanığın duruşmada hazır bulundurulması yahut güvenlik nedeniyle sanıkla yüzleştirilmesi mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda mahkeme, sağlıklı bir karar vermek için başka ispat araçlarına sahip ise mesele yoktur. Aksi hal (d) bendinin ihla­linin ortaya çıkmasına sebebiyet verilebilir. Mahkeme, her olayı kendi içeri­sinde değerlendirip savunma hakkının vazgeçilmez gereklerini çeşitli yollar ve imkânlardan yararlanarak sanığa sağlamaya çalışacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kural olarak tanıkların kimliğinin gizlenmesini Sözleşmeye aykırı görmemektedir. Ancak bu durumda sanığın gizli dinlenen tanıkların güvenilirliklerini test etme imkânı bulunmamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, kimliği açıklanmayan tanıklar tarafından yapılan beyanlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-d maddesine aykırı görülmemektedir. Ancak, bu şekilde verilen tanık beyanı delilinin mahkûmiyete esas teşkil edebilmesi için ek başka delillerin varlığı aranmaktadır. Bununla birlikte bir tanığın kimliği saklı tutulmuşsa, karşı taraf her tür ceza yargılamasında olmaması gereken zorluklarla karşı karşıya kalacaktır. Eğer sanık veya müdafii tarafından güvenilirliğinin ve doğruluğunun saptanması amacıyla sorgulanmamış tanık delili, mahkeme kararının dayandığı esas veya belirleyici delil ise ve dengeleyici güvenceler sağlayan bir usul öngörülmemiş ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmenin ihlali söz konusu olabilecektir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu konu ile ilgili en önemli kararlardan biri Kostovski - Hollanda kararıdır. Bu davanın konusunu oluşturan ulusal mahkemenin mahkûmiyet kararı sadece, kimliği gizli tutulan tanıkların yazılı ifadelerine dayanılarak verilmiştir. Kimliği açıklanmayan tanıklardan biri polis tarafından, diğeri sorgu hâkimi tarafından, sanık müdafi hazır olmadan dinlenmiştir. İfadeyi alan sorgu hâkimi dahi tanıkların kimliklerini öğrenememiştir. Savunma makamı sadece ifadeyi alan kişiye doğrudan sorular sorabilmiş, kimliği açıklanmayan tanıklara ise yazılı olarak soru sorabilmiştir. AİHM, örgütlü suçla mücadele için tedbir alınmasının zorunluluğunu kabul etmekle birlikte, olayda Sözleşme'nin 6(1). Maddesindeki adil muhakeme (fair hearing) hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme hakkaniyete uygun yargılama hakkının demokratik bir toplum için büyük önem taşıdığını, bu hakkın maksada uygunluk düşünceleri ile ortadan kaldırılamayacağını söylemiştir.

Kostovski ile Windisch kararlarında, özel kişiler tarafından verilen ve verenlerin kimliğinin gizli tutulduğu ifadelerin dava mahkemesi tarafından hüküm verilirken kullanılmasını Sözleşme'nin 6(3)(d) maddesine aykırı bulan AİHM, Doorson kararında kimliğini açıklamayan özel kişiler olan tanıkların ifadelerinin hüküm verilirken kullanılmasının Sözleşme'ye uygun olduğunu kabul etmiştir. Çünkü tanığın sanıktan gelecek misillemelerden korkması için yeterli sebep mevcutsa, kimliğin gizli tutulması mümkündür. Üstelik karara konu olan somut olayda, hazırlık aşamasında sorguyu yürüten yargıç ifade alınırken tanığın kimliği hakkında bilgi sahibiydi ve müdafi tanığa sorular sorabilmişti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Van Mechelen ve Diğerleri kararında, polis olan tanıkların ifadelerinin duruşma salonu dışında alınmasını ve bu ifadelerin telefon hattı kullanılarak aynı anda sanığa ve müdafiine aktarılması uygulamasını, adil yargılanma hakkına uygun görmemiştir. AİHM' ye göre bu olayda müdafaa makamı tanıkların sadece kimliğini öğrenememekle kalmamış, çapraz sorgu sırasında tanıkların reaksiyonlarından ve davranışlarından verdikleri beyanların güvenilir olup olmadığı konusunda bir kanaat edinme imkânından da yoksun kalmışlardır. AİHM bu durumu göz önünde tutarak, 6. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Kimliği gizli tutulan tanıkların verdikleri ifadelerin hüküm verilirken kullanılmasından müdafaa açısından doğan sakıncaların dengelenebilmesi amacıyla, bu ifadeler çok özenle değerlendirilmelidir. Mahkûmiyet kararı, sadece kimliği açıklanmayan tanığın ifadesine dayandırılamayacağı gibi, bu ifade ağırlıklı rol oynayan delil konumunda da olmamalıdır. AİHM'nin Doorson kararında belirttiği üzere, müdafaanın aleyhine olan durumu dengeleyecek başka usul tedbirleri uygulansa dahi, bir mahkûmiyet kararının sadece veya ağırlıklı olarak kimliği açıklanmayan tanıklara dayandırılmaması gerekir.

Zana, Dicle ve Doğan Türkiye davasında adı geçenler kendilerinin sorgulamak yahut sorgulatmak olanağına sahip bulunmadıkları tanıkların beyanı sonucu hüküm giydiklerini bunun da Sözleşmenin 6’ncı maddesinin 1 ve 3’üncü fıkrasının d bendine aykırı olduğunu ileri sürmüşler ve mahke­mede mahkûmiyet hükmünün Cumhuriyet başsavcılığında ifade veren fakat sonradan açık duruşmada vicahi olarak dinlenmeyen ve sorgulanmayan ta­nıkların ifadesine dayandırıldığı gerekçesiyle söz konusu fıkra hükmünün (md. 6/1 ve 3-d) çiğnendiğine karar vermiştir.

AİHM’ nin Bu İki Kararında, AİHS’ nin “Tanıkları Sorguya Çekme” İle İlgili 6/3-d Maddesine Aykırılık Oluşmaması İçin Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Şöyle Sıralanıyor:

  1. İlke olarak tüm kanıtların, nizalı mülahazalara olanak sağlanması için sanığın mevcut bulunduğu aleni bir duruşmada ibraz edilmesi gerekir. Ancak bu durum, tanık ifadelerinin kanıt sayılabilmesi için mutlaka mahkemede aleni duruşmada alınması gerekli olduğu anlamına gelmez. Savunmanın haklarına saygı gösterildiği sürece duruşma öncesi safhalarda alınmış olan tanık ifadelerinin kanıt olarak kullanılması tek başına aykırılık oluşturmaz,
  2. Tanık duruşmada dinlenemiyorsa, daha önce verdiği ifade de hukuka uygun biçimde okunamıyorsa, verilen beyan diğer kanıtlarla desteklenmeli,
  3. Sadece kimliği gizli tutulan tanıkların yazılı ifadelerine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmemeli,
  4. Tanığın, sanıktan gelecek misillemelerden korkması için yeterli sebep mevcutsa kimliğin gizli tutulması mümkündür,
  5. Hakkaniyete uygun yargılama hakkı demokratik toplum için büyük önem taşır ve bu hak ‘maksada uygunluk’ düşüncesi ile ortadan kaldırılamaz,
  6. Mahkûmiyet kararı, sadece kimliği açıklanmayan tanığın ifadesine dayandırılamayacağı gibi, bu ifade, ağırlıklı rol oynayan delil konumunda da olmamalıdır,
  7. Güvenliği nedeniyle kimliğinin açıklanmaması gibi sebeplerle tanığın, sanığın hazır bulunmadan dinlenmesi ve verdiği ifadenin duruşmaya sonradan üçüncü bir kişi tarafından aktarılması mümkündür.

 

Gizli tanık konusunda, hukukumuzda yapılan ve oturmuş herhangi bir uygulama ve içtihat yoktur. Ancak Tanık Koruma Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte tartışmalar yapılırken Yargıtay aşağıdaki kararı vermiştir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve 19 Nisan 2007’de karara bağlanan “Son Tango Operasyonu” davasına ilişkin 27.03.2008 tarih ve 2007/ 25667 Esas, 2008/4879 Kararda, “Kovuşturma aşamasında yöntemine uygun biçimde dinlenmediği halde, kolluk tarafından soruşturma aşamasında “gizli tanık” olarak dinlenen muhbirlerin beyanlarının hükme esas alınamayacağı dikkate alınarak, mevcut diğer delillere göre sanık Ürfi Çetinkaya’nın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Yasaya aykırı, sanıkların müdafilerinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde olduğundan hükümlerin CMUK’ nın 321 maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, suçun nitelliği ile tutuklama tarihlerine göre tutuklu sanıkların tahliyesine ilişkin isteklerin reddine, 27.03.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.” (Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 27.03.2008 tarih ve 2007/ 25667 Esas, 2008/4879 Karar)

Yargıtay kararında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gizli tanık ile ilgili kararlarının dikkate alındığı ve “gizli tanık” olarak dinlenen muhbirlerin beyanlarının tek başına hükme esas alınamayacağına karar vermiştir.

Tanık Koruma Kanun hükümlerine göre kararlar, gizlilik esaslarına uygun olarak verilir. Tedbirler, tanığın güvenliğini sağlamak amacıyla kimliğinin ve adres bilgilerinin gizli tutulmasını ve tanığın duruşma salonuna gelmeden de dinlenebilmesini öngörmektedir. Bu tedbirlerin bir anlam ifade edebilmesi için, tedbirlere ilişkin kararların gizlilik esasına göre verilmesi gerekir.

Tedbir kararının kapsam ve niteliğine göre, tanığın beyanı farklı bir isim altında tutanağa kaydedilir ve sonraki işlemlerin bu isimle yürütülmesi sağlanır. Tutanak, ilgili Cumhuriyet savcısı veya hâkim ile görevli zabıt kâtibince imzalanır. Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemece bu Kanunda belirtilen kararlar, ayrı bir karar numarası verilmek suretiyle yerine getirilir. Tanığın gerçek kimlik ve adres bilgileri ile koruma kararı ayrı bir kartonda muhafaza edilir.

Sayılan bu tedbirler, karşılaştırmalı hukukta d



Bizi sosyal medyadan izleyin!