Makaleler


uygulama bİrlİĞİ aÇisindan tutuklama

UYGULAMA BİRLİĞİ AÇISINDAN TUTUKLAMA

UYGULAMA BİRLİĞİ AÇISINDAN TUTUKLAMA

Ceza yargılamasının uzun zaman alması, toplum olarak unutkanlığımız ve sabırsızlığımız birlikte değerlendirildiğinde tutuklama toplum ve kamuoyu tarafından sonuç yaptırım olarak izlenmekte, bu nedenle de önem kazanmaktadır. Toplumun tutuklamayı bir ceza olarak görmesinin engellenmesi için, sonuç yaptırımın geç gerçekleşmesinin engellenmesi gereklidir. Böylece sonuç cezanın gecikmemiş olması nedeni ile tedbir olarak uygulanması gereken tutuklama kendi yapısının üstünde bir beklenti içerisinde olmaz.
Çözüm hukuk sistememizde üst denetim ve içtihat mahkemesi olan Yargıtay'ın konuya ilişkin olarak esas hükümle birlikte değelendirme yaparak yol göstermesidir.

GENEL ANLAMDA TUTUKLAMA
Tutuklama ceza yargılamasına ilişkin olarak, Anayasa'nın 19. ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100 ile 108.maddeleri arasında düzenlenmiş olan bir önlemdir. Ceza yargılamasında ilk olarak karşılaşılan uygulama olması nedeniyle, gerek tarafların gerekse kamuoyunun dikkatini çeken hatta sonuç yaptırımdan daha çok göz önünde tutulan bir önlem olarak değerlendirilmektedir.
Uygulamamızda CMK 100. ve devamı maddeleri içerisinde düzenlenmiş olması, usul yasasına tabi bulunması ve ancak itirazın mümkün olması nedeniyle yargılama birliğinin sağlanamadığı görülmektedir. Hazırlık soruşturması aşamasında C.Savcılığı'nın talebi ile Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen karara, aynı yerdeki üst mahkemede itiraz edilebilmekte, sonuç karar kesin olmaktadır. Verilen karar esasla birlikte temyiz edilebilmekte ise de; sonuca etkili olmayacağı ve genel olarak bu konuda herhangi bir talep gelmediği için uygulama birliğini sağlayacak içtihatlar çıkmaktadır.
Yerel mahkemeler gerek bu nedenlerle, gerekse yasalarımızdaki düzenlemeden kaynaklanan zorunlu geniş yorum nedeni ile benzer uygulama yapmamaktadır. Örneğin; küçük bir Anadolu ilçesinde basit cinsel saldırı suçlaması toplumda çok dikkat çeken ve konu olup tutuklamayı gerektiren bir suç olarak değerlendirilirken, aynı eylem büyük bir ilimizde ya da turistik beldemizde bu kadar dikkat çekici bir uygulamayı gerektirmeyebilmektedir. Bunun tam tersine hırsızlık ve benzeri suçlamalarda kaçma tehlikesi ve sanığın bulunmayacağı şüphesi ile büyük kentlerimizde tutuklama kararı verilmekte iken, küçük bir ilçede tersi bir uygulama görülebilmektedir.

Ceza yargılamasının uzun zaman alması, toplum olarak unutkanlığımız ve sabırsızlığımız birlikte değerlendirildiğinde tutuklama toplum ve kamuoyu tarafından sonuç yaptırım olarak izlenmekte, bu nedenle de önem kazanmaktadır. Sanık tarafı tutuklanmadığında beraat etmişçesine, şikayetçi taraf ise tutuklamada mahkumiyet kararı gibi sevinmekte, sonuç artık taraflarca önemli olmaktan çıkmaktadır. Bu nedenle neredeyse yargılamanın kendisinden ve sonucundan daha büyük bir önem ve dikkatle izlenmekte, hatta sonuç kararın bir işareti olarak değerlendirilerek kendi yapısından daha fazla önemsenmektedir.
Olayın sıcaklığı ile sonucu hemen görmek isteyen tarafların hassasiyeti anlaşılabilirse de; medyanın bu konuya ilişkin olarak yapmış olduğu yayınlarla, toplum yoğun olarak bir tedbir olan tutuklamayı yukarıda anlatılanlar çerçevesinde sonuç olarak bekleyip izlemeye başlamaktadır. Oysa tutuklama yargılama sistememizde bir önlem olarak düzenlenmiş olup bu beklentilerin dışındadır.

UYGULAMAMIZDA TUTUKLAMA
Tutuklama Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100.maddesi ve devamında bir tedbir olarak düzenlenmiştir. Yasada, öncelikle suç şüphesinin varlığının olması ve verilmesi beklenen ceza ve güvenlik tedbiri ile ölçülü olup başkaca bir tedbirle sonuca ulaşılmaması halinde tutuklama kararı verilebileceği özellikle belirtilmiştir. Ancak bu halde de, başka unsurların da oluşması ile tutuklamanın gerçekleşebileceği yazılıdır.
Sanığın ya da şüphelinin kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı halinde tutuklanabilir. Ayrıca sanığın delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ile tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunması hususunda kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutuklanabileceği belirtilmiştir. Burada tüm bu belirtileri yargıç taktir edecektir. (CMK 100/1-2a,b)
Soruşturma konusu olan suçun, kanunda öngörülen cezasının özel olarat belirtilen soykırım, kasten öldürme, işkence... gibi sayılı suçlardan olması halinde tutuklama nedeninin var sayılabileceği, ancak bu halde dahi diğer unsurların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinin gerekeceği özel olarak kanunda yazılmıştır. (CMK 100/3)
Sanığın ya da şüphelinin suçlandığı hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda yada sadece adli para cezasını gerektiren suçlamalarda tutuklama kararı verilemeyeceği özellikle belirtilmiştir. (CMK 100/4)
Sanığın veya şüphelinin tutuklanması C.Savcısının istemi ya da kovuşturmada resen mahkemece yapılabileceği özellikle belirtilmiş olup, burada tarafların istemi ile karar verilemeyeceği, dolayısı ile tutuklamanın zorlaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir. (CMK 101/1)
Yine aynı kapsamda tutuklamanın devamına veya reddine ilişkin kararlarda ayrıntılarıyla kuvvetli suç şüphesinin, tutuklama nedenlerinin varlığının, tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunun belirtilmesi gerektiği yazılmış, tutuklama sırasında mutlak suretle müdafi yardımından yararlanılacağı belirtilmiştir. (CMK 101/2)

Tüm bu anlatılandardan açıkça görüldüğü üzere, Cumhuriyet Savcılığı'nda sanığın tutuklanmasının istenmesinden sonra, yargıcın bu işleme ilişkin olarak zorunluluktan doğan geniş bir takdir yetkisi vardır. Bu durumda gerek yukarıda anlatılan nedenler, gerekse yargıcın takdiri ile uygulamada farklılıklar doğmaktadır.
Oluşan bu farklılık toplumda genel olarak yanlı veya en azından keyfi uygulama yapıldığına ilişkin olarak yorumlanmakta, sonuç olarak hukuk sistememiz güvenilirliğini yitirmektedir. Bunun sonucunun önemi açıktır.

ÖNERİLER
Mevcut yasal uygulama içerisinde tutuklamaya ilişkin kuralları sınırlandırarak, eylemler tek tek belirtilmek yolu ile takdir yetkisinin daraltılması elbette mümkündür. Ancak, bu kez sosyal hayatın çeşitliliğj içerisinde yazılı kuralların etkisini yitirerek atıl kalması kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle uygulayıcıların en iyi şekilde eğitilip bilgilendirilmesi öncelikli çözümdür. Nitelikli hukukçuların karar mekanizmasında olmasını sağlamak ise ayrı bir inceleme konusudur.
Toplumun tutuklamayı bir ceza olarak görmesinin engellenmesi için, sonuç yaptırımın geç gerçekleşmesinin engellenmesi gereklidir. Böylece sonuç cezanın gecikmemiş olması nedeni ile tedbir olarak uygulanması gereken tutuklama kendi yapısının üstünde bir beklenti içerisinde olmaz. Elbette bu kısaca yargılamanın hızlanması olarak özetlenecek, bir olması gerekendir.
Bunlar, sonuç olarak tüm yargılama sistemimizin sorunları olup nitelikli hukukçuların, hızlı ve sağlıklı yargılama yapması gerekliliğinin özetidir. Ancak mevcut sistem içerisinde de yapılabilecek olanlar vardır. Öncelikle uygulayıcıların, yargıç, savcı ve avukatların bu konuya ilişkin olarak yeterli bilgi ile donanmış olmaları, taleplerini ve kararlarını genellikle olduğu gibi matbu benzer sözlerle değil olayın özelliklerine dayandırarak irdeleyip gerekçelendirmeleri gerekmektedir. Bu sonuç olarak olayların benzer görülmesine rağmen aynı olmadığını, değerlendirmedeki farklılığın nedenlerini gösterecek, toplum bu yolla olsa da bilgilendirilerek tatmin edilecektir.
Ancak tüm bunlara rağmen mevcut sistem içerisinde hazırlık aşamasında savcının, yargılamada ise tarafların istemi ya da kendiliğinden yapılan bu değerlendirmede kararı veren kişi yargıçtır. Yukarıda anlatıldığı gibi bu kararın temyizi kabil olmaması, esas hükümle birlikte istisnalar dışında değerlendirilmemesi, itirazı kabil kararlardan olması nedenleri ile konuya ilişkin içtihatlar yeterince oluşmamakta, bu değerlendirmeden yoksun kalan sistem de, iş yoğunluğu gibi başka nedenlerin eklenmesi ile gereken özeni gösterememektedir. Bunun çözümü ise hukuk sistememizde üst denetim ve içhitat mahkemesi olan Yargıtay'ın konuya ilişkin olarak esas hükümle birlikte değerlendirme yaparak yol göstermesidir. Bu durumda yerel yargılama organları hem daha çok bilgilenmiş olacak, hem de denetim nedeni ile daha fazla özen göstermek zorunluluğu doğacaktır.

(Bu makale Hakim Yaşar YETİŞ tarafından hazırlanarak daha önce "Açık Sayfa" dergisinde yayınlanmış olup yasa değişikliği çerçevesinde yeniden güncellenmiştir.)



Bizi sosyal medyadan izleyin!